2002-2018 Arası Dönemi Vergi Affı Uygulamaları

2000 ve 2001 krizleriyle birlikte, uygulanan kur politikaları ile enflasyonu düşürme çabalarının olumlu sonuç vermemesi sebebiyle Türkiye, IMF’nin öncülüğünde 14 Nisan ve 15 Mayıs 2001 tarihlerinde iki aşamalı olarak “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”nı (GEGP) uygulamaya koymuştur. GEGP’nin temel amacı kur rejiminin terkedilmesi nedeniyle ortaya çıkan güven bunalımı ve istikrarsızlığı hızı bir şekilde ortadan kaldırmak ve eş zamanlı olarak bu duruma bir daha geri dönülmeyecek şekilde kamu yönetiminin ve ekonominin yeniden yapılandırılmasına yönelik altyapıyı oluşturmak olarak ifade edilmiştir.

2000 ve 2001 krizlerinin etkisiyle 2001 yılında GSMH rakamlarıyla %-9.5, GSYİH rakamlarıyla %-7.5 oranlarında ciddi daralma yaşamıştır. 2002 yılında IMF’ye verilen niyet mektubunda GSMH’nin en az %5 oranında büyüme kaydedeceği ifade edilmiş, TCMB yıllık raporlarında belirtildiği üzere 2002 yılında bu oran GSMH rakamlarıyla 2002 yılında % 8,8, GSYİH oranlarıyla ise %7.9 gibi yüksek oranlara ulaşmıştır.

2003 yılında iç talepteki canlanmanın etkisiyle ekonomik büyüme oranı GSMH rakamlarıyla %5.9, GSYİH rakamlarıyla %5.7 olarak gerçekleşmiştir. Mali krizler ve yaşanan istikrarsızlıklardan sonra 2004 yılında Türkiye ekonomisi, GSMH rakamlarıyla %9.9, GSYİH rakamlarıyla %9.1 oranları ile uzun yıllardır yakalanamamış bir büyüme rakamı elde etmiştir. 2003 yılından itibaren görülen yüksek büyüme 2007 yılına kadar sürdürülmüş, ancak başlayan ekonomik krizle birlikte 2008 yılından itibaren artış hızı yavaşlamış ve 2008 yılı son çeyreğinde %6.2 oranında daralmıştır.

Dünyada 2007 yılında başlayan ve hızla yayılan küresel krizin bütün ülkeleri derinden etkilediği ve hemen hemen tüm dengeleri değiştirdiği söylenebilir.

Bu kriz, 1929’da yaşanan büyük buhran dâhil olmak üzere, diğer krizlerden oldukça farklı ve dünyada bugüne kadar yaşanan ilk gerçek küresel kriz olarak kabul edilmektedir. Söz konusu kriz, 2007 yılı ortalarında ABD konut piyasasında başlayan sorunların giderek büyümesi ve bu sorunların gelişmiş ekonomilerden gelişmekte olan ülkelere de sirayet etmesiyle küresel bir boyut kazanmıştır. Krizin nedenleri ise, likidite bolluğu ve bunun sonucunda verilen özensiz krediler, aşırı menkul kıymetleştirme, saydamlık eksikliği, derecelendirme kuruluşlarının etkinliğindeki yetersizlik ve düzenleyici ve denetleyici kuruluşların müdahalede gecikmesi olarak ifade edilebilir.

Küresel krizin Türkiye ekonomisine olumsuz etkisiyle 2008’de %0.7 oranında büyüme gerçekleşmiş, bunun yanında dış piyasalarda meydana gelen olumsuz gelişmeler nedeniyle Türkiye ekonomisi 2009 yılında %4.8 oranında küçülmüştür. Bu küçülmelerin ardından, kriz sonrası uygulanan politikaların etkisiyle Türkiye 2010 yılında %9.2 oranında ve 2011 yılında %8.5 oranında büyüme gerçekleştirmiştir. Fakat, gerek Türkiye’de gerekse krizden etkilenen diğer ülkelerde olduğu gibi, 2010 yılında görülen toparlanmanın ardından 2011 yılında temposunu kaybeden büyüme nedeniyle birçok ekonomist 2011 yılı için küresel krizin ikinci dip noktası olduğunu ifade etmişlerdir.

2012 yılında yıllık büyüme oranının sert bir şekilde düşerek %2.1 oranında gerçekleştiği görülmektedir.

Avrupa’da patlak veren Euro Bölgesi krizi, özellikle Yunanistan ve benzeri Avrupa ülkelerine yatırım yapmış kişilerin bir anda bu ülkelerden çıkmasına neden olmuştur. Bu ülkelerden çıkan yatırımlar farklı ülkelere kaymış ve bu ülkelerden biri de bu dönemde Türkiye olmuştur. Avrupa’daki kriz sürecinin getirdiği belirsizlikler ve dış kaynağa yönelik teşvik politikaları, ülkemize dış akımların olmasının en önemli nedenleridir. 2011 yılı sonu ve 2012 yılı başında cari açık ile mücadelenin arttırıldığı ülkemizde, bu dönemde ihracatı teşvik politikaları artırılmıştır. İhracatın desteklenmesi ile ithalatın belli seviyelerde tutulmasına yönelik çalışmalar neticesinde, bu dönemde Türkiye’de dış ticaret açığı ve dolayısıyla da cari açık düşmüştür. 2012 yılında büyüme oranlarının da bir önceki yılın oldukça altında kalması ise ekonomide bu dönem içerisinde cari açığa verilen önemin bir göstergesidir.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2013 yılında Türkiye’nin gayrisafi yurtiçi hasılası sabit fiyatlarla %4.2 olarak gerçekleşmiştir. Bu oranla Orta Vadeli Program’da öngörülen %3.6 oranının üzerine çıkmıştır. Bu dönemde zayıf küresel talebe bağlı olarak yatay seyir izleyen ihracat nedeniyle dış talebin büyümeye katkısı azalırken iç talebin katkısı artmaya başlamıştır. Yatırımların büyümeye katkısının düşük seviyede kaldığı, özel tüketimin ise büyümeye önemli katkıda bulunduğu ifade edilmektedir (www.bloomberght.com, 2013, TBMM 2013 Yıllık Ekonomik Rapor). Türkiye ekonomisi 2014 yılında tekrar görece durgunluk sürecine girmiş ve büyüme hızı %2.9 ile tarihi ortalamaların altında kalmıştır. 2014 yılında kaydedilen büyüme bir önceki yılın 1.3 puan, program hedefinin 1.1 puan ve orta vadeli program tahmininin 0.4 puan altında gerçekleşmiştir.

Türkiye ekonomisi 2015 yılında, küresel ekonomide devam eden sorunlar ve son yıllarda artan jeopolitik risklere rağmen birçok ülkenin üzerinde bir performans sergilemiş ve %4.0 oranında büyüme gerçekleştirmiştir.

Büyümeye en büyük katkı iç tüketimdeki artıştan gelmiştir. Kamu harcamalarındaki artış da büyümeyi artırıcı etki yapmıştır. Bu dönemde iç politikadaki belirsizlikler, yaşanan iki seçim dönemi yatırımcıların yatırım kararlarında isteksiz davranmasına neden olmuş ve özel yatırım harcamalarındaki büyümeyi kısıtlamıştır (TOBB 2015 Ekonomik Rapor). 2016 yılında da küresel ekonomideki durgunluk süreci tam olarak aşılamamış, büyüme oranları düşük seyrini korumuştur. Jeopolitik riskler ve siyasi belirsizlikler küresel ekonomiyi olumsuz etkilemeye devam etmiştir. Türkiye ekonomisinde de dünya ekonomisindeki gelişmelere paralel olarak durgunluk devam etmiş, ekonomi büyük ölçüde iç talep kaynaklı olarak vasat bir büyüme göstermiştir. Yıllık bazda büyüme rakamı ise program hedefi olan %4.5’in altında kalarak %2.9 seviyesinde gerçekleşmiştir.

Türkiye ekonomisi için 2018-2020 yıllarını kapsayan orta vadeli programda 2017 yılı büyüme hızı %5.5 olarak tahmin edilirken, yıl sonunda beklentilerin üzerinde %7.4’lük bir büyüme hızına ulaşılmıştır. Türkiye G-20 ülkeleri arasında ekonomisi en hızlı büyüyen ülke olmuştur. 2017 yılındaki bu yüksek oranlı büyümeye, uygulanan teşvik politikaları kapsamında sağlanan kredi kolaylıklar, vergi indirimleri, istihdam teşvikleri ile iç tüketimde ve yatırımlarda yaşanan canlanma, düşük baz etkisi ve küresel ekonomilerdeki canlanma katkı yapmıştır (TOBB 2017 Ekonomik Rapor).

2018 yılı için ekonomik büyüme tahmin oranları:

– Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), mayıs ayında yayınladığı rapora göre Türkiye’nin 2018 yılı için ekonomik büyüme oranının %3.2 olacağını öngörmüştür.

– Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, yayınladığı “Küresel Ekonomik Görünüm Raporu”nda, Türkiye’nin 2018 yılı sonunda %4.5 büyüme kaydedeceğinin beklendiğini belirtmiştir.

– Dünya Bankası’nın haziran ayında yayınladığı “Küresel Ekonomik Beklentiler (KEB) Raporu”nda, Türkiye ekonomisinin 2018 yılında %4.5 büyümesinin beklendiği açıklanmıştır.

IMF’nin, ekim ayında yayınladığı “Dünya Ekonomik Görünüm Raporu”nda (DEG), Türkiye’nin 2018 yılı ekonomik büyüme oranının %3.7 olacağı öngörülmüştür. Yeni Ekonomi Programı’na göre, 2018 yılı GSYİH büyüme oranının %3.8 olarak beklendiği ifade edilmiştir.

Bu dönemde 8 af kanunu çıkarılmıştır. Bunlardan ilki, 2003 yılında çıkarılan 4811 Sayılı Vergi Barışı Kanunu’dur. Kanunun son derece karmaşık ve uygulaması kolay olmayan bir yapıya sahip olduğu söylenebilir. Kanun, her ne kadar vergi sistemi ve vergi reformu anlamında olumlu bir tablo sunmasa da hükümetin kaynak sağlama amacına önemli ölçüde katkıda bulunmuştur. Kanun kapsamında yaklaşık 6.500.000.000 TL özel sektör, 1.400.000.000 TL kamu iktisadi kuruluşları ile mahalli idareler olmak üzere toplam 7.900.000.000 TL tutarlarındaki borç için 3.475.144 adet başvuru yapılmış, 31 Mart 2006 tarihi itibariyle; 4.499.915.899,10 TL’si özel sektör, 214.844.712,80 TL’si kamu iktisadi kuruluşu ve mahalli idareler olmak üzere toplamda 4.714.760.611,90 TL tahsilat yapılmıştır. Bu verilere göre başvurulan borç tutarının %60’ı tahsil edilmiştir. Vergi gelirlerinin dönem itibariyle önemli ölçüde artmış olması, ekonomik büyüme anlamında olumlu bir göstergedir.

2008 tarihli ve 5811 Sayılı Kanun ile, yurtdışına çıkarılan milli servet unsurlarının ekonomiye kazandırılması bağlamında uygulamaya konulmuş olup; uygulama kapsamında yurtiçinden 20.3 milyar TL ve yurtdışından 27.9 milyar TL olmak üzere 48.2 milyar TL varlık beyan edildiği; bu beyan üzerinden yurtiçinden 1.018 milyon TL ve yurtdışından 557 milyon TL verginin tahakkuk ettiği görülmektedir.

Varlık Barışı ile tüm taksitler toplamına bakıldığında, yaklaşık olarak 1 milyar liranın üzerinde tahsilat elde edilmiştir. Uygulama sonuçları açısından affın başarılı olduğu, mükelleflerin varlıklarını beyan yolunu seçtiği ve affın yabancı kaynak ihtiyacını azaltarak, bütçede pozitif etkiler yarattığı söylenebilmektedir. Nitekim tahakkuk eden verginin yaklaşık olarak %65’i tahsil edilmiştir.
2011 tarihli ve 6111 Sayılı Kanun, küresel krizin olumsuz etkilerinin giderilmesi amacıyla çıkarılmış oldukça kapsamlı bir uygulama olup; kanunun uygulama sonuçları değerlendirildiğinde; ilk taksit ödemeleri itibariyle %81 oranında rekor bir tahsilat düzeyine ulaşıldığı görülmektedir.

Yapılandırma sonucunda 39.4 milyar TL’yi aşan bir kamu borcu yeniden yapılandırılmıştır. Affın ilk taksiti ve bugüne kadar yapılan ödemeler dahil toplamda 7.908.887.740 TL’lik bir tahsilat sağlanmıştır. Bu ödemelerin 5.377.000.000 liralık bölümünün defaten, 2.531.887.740 TL’lik bölümünün de taksitli ödemelerden oluştuğu bilinmektedir. Yeniden yapılandırma kapsamında matrah artırımı yoluyla sağlanan gelir 1.201.800.000 TL’dir. Stok beyanlarıyla da 1.202.900.000 TL, ihtilaflı alacaklar, inceleme ve tarhiyat safhasındaki alacaklar ile pişmanlık beyanları ve diğer alacaklardan ise 5.504.200.000 TL’lik tahsilat yapılmıştır. Tahsilat rakamları ve vergi gelirlerine etkisi açısından 6111 Sayılı Kanunun başarılı olduğu söylenebilir. Nitekim 6111 Sayılı Af Kanunu matrah artırımına da yer vererek en geniş kapsamlı af kanunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda, ekonomik büyüme üzerinde olumlu etkileri olan bir uygulama olarak nitelendirilebilir.

Uygulanan son iki vergi affı kanunu olan 6736 ve 7020 Sayılı kanunlar ile 2017 yılı sonu itibariyle 31 milyar TL tahsilat elde edilmiştir. Taksitler devam ettiğinden ve bir önceki uygulamada yapılandırması bozulan mükellefler yeni aftan tekrar yararlandığından, uygulamaların sonunda elde edilecek tahsilat tutarları ve oranları henüz kesin değildir. 2018 yılında uygulamaya konulan 7143 Sayılı Af Kanunu, sonuçları bilinmediğinden ele alınmamıştır.

Kaynak

Feray Uncu, Türkiye’de Vergi Affı Uygulamalarının Ekonomik Büyüme Ve Kayıt Dışı Ekonomi Üzerindeki Etkileri

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun süredir blog sitelerimde çeşitli alanlarda paylaşımlar yapmaktayım, ekonomi hususundaki bilgi birikimimi ve yeni haberleri sizlere en doğru şekilde iletmek üzere buradayım. Benimle iletişime geçmek için [email protected] adresinden mail yolu ile ulaşabilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı