Brexit Sürecinde İngiltere Bankacılık Sektörü’nün Yol Haritası

İngiltere’nin Brexit sürecinden nasıl etkileneceği de aslında Brexit müzakerelerinde nasıl bir yol izleyeceği ve nasıl çıkacağının sonuçlanması ile netleşecek bir süreç olacaktır. Bu süreci ele alacak olursak 3 tane sonuçla karşılaşabiliriz. Bu sonuçlar ve etkilerini aşağıda detaylı biçimde ele alacağız. Kısaca özetlemek gerekirse ilk olarak İngiltere hem Avrupa Ekonomik Birliği’nden hem de Avrupa Serbest Ticaret alanından tam olarak değil de Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn gibi ayrılabilir. Bu seçenek de hem ekonomik birliğin içinde olduğu ve serbest ticaretin devam ettiği, sadece AB dışında olunan bir tercih olarak özetleyebiliriz.

İkinci olarak; sadece Ekonomik Birlik’ten ayrıldığı ve Serbest ticaret anlaşmasının devam ettiği bir opsiyon olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu örnek için de İsveç örneği üzerinden analiz edilebilir. Son seçenek ise hem ekonomik Birlik’ten hem de serbest Ticaret Bölgesi’nden ayrılma seçeneklerinin bir arada kullanılması olarak değerlendirilebilir.

Tek Pasaport’un İngiltere Bankacılık Ve Finans Sektöründeki Konumu Ve Etkileri

1 Kasım 2007’de yürürlüğe giren Finansal Araçlar Piyasalar Direktifi (MIFIDMarkets in Financial Instruments Directive), Avrupa Birliği mevzuatının temelini oluşturmakla birlikte bankalar ve yatırımcılar için de mutlak düzenlemeleri içermektedir. MIFID, Avrupa Birliği üye ülkeler arasındaki yatırım faaliyetlerini düzenleyen esasları
kapsamaktadır. Örneğin, menkul kıymet ve türev araçların ticareti, müşteri emirlerinin yerine getirilmesi ve portföy yönetimi vb. faaliyetlerin nasıl bir çerçevede yapılacağını düzenlemektedir. Söz konusu direktifin hiç kuşkusuz en önemli uygulama alanı ise Bankacılık sektörüdür. Bankalar, bu düzenleme doğrultusunda Üye Ülkelerde faaliyetlerini sadece lisans alarak yapabilmektedirler. Aslında, bu konsept “Tek Pasaport” ifadesi olarak terimleşmiştir. Ayrıca, bu direktif Avrupa Tek Pazar programının bir parçası olarak kurgulanmış olup, finansal araçlar için ticaret alanları sunmak ve Avrupa Ekonomik Alanı içerisinde yatırımcının korunmasını amaçlamaktadır.

İngiltere; jeografik konumu, sahip olduğu yetenekli iş gücü ve teknolojik altyapısı nedeni ile global finansın ve ticaretin merkezi konumundadır. Küresel ölçekli Finansal Kurumlar bu sebeplerden dolayı merkezlerini İngiltere üzerinde kurmuş olup, Tek pasaporttan da yararlanarak Avrupa’daki diğer ülkelere de hizmetlerini burdan sunmaktadırlar. Daha basit bir ifadeyle İngiltere merkezli bir banka Avrupa Birliği içerisinde kurumsal bir müşterisine kredi hizmeti verebilmektedir. Ayrıca, bankalar üye ülkelerde şube açabilmekte ve bu şubeleri bilançolarında doğrudan gösterebilmektedirler. Bunun sonucu olarak da bankalar diğer ülkelerde iştirak yoluyla faaliyet göstermek yerine şubeleri kanalıyla hizmetlerini sunmaktadırlar. İştirak yoluyla faaliyet göstermek hem maliyet hem de iştiraklerin de tüzel kişilik olarak bilanço sunmaları ve bulundukları ülkelerdeki regülasyonlar doğrultusunda faaliyetlerini sürdürmeleri demektir.

Avrupa Birliği açısından Üçüncü Parti olarak nitelendirilen ve pasaport uygulamasına tabi olmayan ülkeler de kendilerine İngiltere’yi merkez konum seçerek Avrupa Birliği’ne buradan erişim sağlamışlardır.

Brexit sonrası bu tarafta olan ülkeler ise pozisyonları ve bundan sonrasında nasıl ilerleyeceklerini sorgulamak durumunda kalmışlardır. İlerleyen kısımlarda bu konumda olan ülkeler için nasıl bir durum oluşacağı üzerinde tekrar durulacaktır. İngiltere ve Avrupa Birliği’nin aralarında yapacakları anlaşma bankacılık ve finansal hizmetler sektörü için yeni oluşumların temelini oluşturacaktır. İngiltere’nin Avrupa Birliği Ekonomik Bölgesinden de ayrılması durumunda, MIFID kuralları çerçevesinde İngiltere de Üçüncü Parti konumuna gelecektir. Bu durumda Pasaport ’un avantajlarından yararlanamayacaktır. Eğer, Avrupa Ekonomik Alanı içinde kalmaya devam ederse, pasaport rejimi devam etmesine karşın Avrupa Birliği mevzuat düzenlemelerinde doğrudan hiçbir efekti kalmayacaktır. Üçüncü Parti uygulaması doğrultusunda da bankaların Avrupa Birliği içerisinde faaliyetlerini devam ettirmek için bir tüzel kişilik kurmaları gerekmektedir.

2018 yılında yürürlüğe girmesi beklenen MIFID II ise, yürürlükte olan MIFID’e göre bazı noktalarda önemli farklılıklar içermektedir. Özellikle de Avrupa Birliği içerisinde, faaliyet gösteren Üçüncü Parti ülkeleri iki farklı kategoride sınıflandırmaktadır. Bu kategoriler ise, perakende ve profesyonel olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, İngiltere menşeili bir banka perakende kategorisini seçtiği zaman kara para aklama ve terörün finansmanı gibi konularda faaliyet göstereceği yerdeki otoriteleri tatmin etmek durumunda kalabilir. Eğer, profesyonel olarak faaliyet göstermek için öncelikle Avrupa Menkul Kıymetler ve Piyasalar Otoritesi ( ESMA- European Securities and Markets Authority) kaydının olması gerekmektedir. Ayrıca, Üçünü Parti ülkenin rejiminin Avrupa Birliği’ne denk olması ve Avrupa Birliği Komisyonu tarafından da onay verilmesi şartları aranmaktadır. Her ne kadar, İngiltere rejim açısından denk olsa da söz konusu sürecin zaman kaybı yaratacağı öngörülmektedir.

MIFID ve MIFID II’nin ortak özelliği ise, hisse senedi, sabit getirili menkul kıymet, türev araçlar ve para piyasası gibi finansal araçlara ilişkin yatırım faaliyetlerinin işleyişine ilişkin kuralları oluşturmakla beraber mevduat sahiplerine veya şirketlere ve/veya bireylere sağlanan kredilere ilişkin hükümleri de içermektedir.

Tek pasaport uygulaması ile birlikte Sermaye Yeterliliği direktifleri doğrultusunda Avrupa’da faaliyet gösteren bankalar mevduat kabul etme, borçlanma, kredi sağlama, müşterileri ve kendileri adında menkul kıymet alım satım gibi işlemleri yapmaktadırlar. Birleşik Krallığın AB Ekonomik Birliği’nden tamamen ayrılması durumunda bankaların söz konusu hizmetleri sunma olanağı kalmayacak olup AB ile yapılacak anlaşmanın içeriği bu durumda büyük önem taşımaktadır.

Sonuç olarak, İngiltere merkezli finans kurumları MIFID pasaportlarını kaybetmeleri ile birlikte Avrupa Birliği vatandaşlarına mevcut durumdaki gibi hizmet veremeyeceklerdir. Avrupa Birliği’nde yer alan müşterilerine hizmet vermek için ise izleyecekleri yol; Avrupa Birliği ülkesinde bir iştirak kurarak Avrupa Birliği faaliyetlerini bu iştiraki üzerinden sürdürmek şeklinde olacaktır.

Türev İşlemlerin Durumu

Avrupa Piyasaları’nda yapılan türev işlemlerin raporlanması ve oluşturacağı riskler Lehman Brothers’ın çöküşü ile birlikte G20 liderlerinin taahhütleri doğrultusunda bir takım kurallara tabiidir. Birleşik Krallık AB’den çıksa bile G20 ülkesi olduğu için bu kuralları uygulamaya devam etmesi gerekmektedir. Uluslararası bankaların faiz oranları, emtia fiyatları ve yabancı para cinslerinden olan riskleri doğrultusunda türev araç kullanımları günümüzde oldukça yaygın bir hale gelmiştir. Türev piyasaların oluşumuna ve İngiltere’deki konumuna baktığımızda ise, Big Bang reformları sonrasında türev enstrümanların arttığı ve ilk türev piyasasının da İngiltere’de 19. Yüzyılda kurulduğunu görmekteyiz. Gelişmekte olan piyasalar olmasına rağmen günümüzde de İngiltere ve Amerika türev piyasalardaki düopoli sürdürmektedirler.

İngiltere FX piyasasını incelediğimizde global bazda işlemlerin 37%’sinin burada gerçekleştiğini görmekteyiz. Ayrıca, EUR bazlı gerçekleşen işlemlerin oranının da 43% düzeyinde olduğu verisi Avrupa Birliği ve Avrupa Merkez Bankası’nın Brexit sürecinde Euronun likiditesi açısından üzerinde durmaları gereken bir konu olduğu düşünülmektedir. Faiz swapleri, forward ve future işlem gerçekleşmelerini incelediğimizde de faiz kontratlarının 75%’inin, forward ve future işlemlerin de 57%’sinin burada gerçekleştiği verileri doğrultusunda, Brexit sonrasında bu işlemlerin Euro bölgesinde yer alan başka bir bölgeye kayması İngiltere açısından risk oluşturmaktadır.

2017 yılı itibariyle İngiltere’de yerleşik bankaların varlıklarında yer alan türev araçların tutarı yaklaşık 2.5 trilyon İngiliz Sterlini olup bankacılık sektörünün varlıklarının üçte birini (7.3 trilyon GBP) oluşturmaktadır.

Bu oranın Almanya ve Fransa da ise %6 ve %9 olduğunu görmekteyiz. Brexit sonrasındaki dönemde İngiltere de yerleşik bankaların hem Avrupa Birliği ülkeleri ile nasıl bir türev araç sözleşmesi yapacakları hem de vadesi devam eden kontratların nasıl kapatılacağı konuları netlik kazanmamıştır.

Brexit sürecinde türev sözleşmelerin önemli konular arasında yer almasının diğer bir sebebi ise, Londra’nın takas merkezi konumunda yer alması nedeniyledir. Türev sözleşmelerde takas merkezinin işlevi ise, hem operasyonun yürütülmesi, sözleşme konusu varlığın saklanması, günlük bazda işlemlerin takibi ve gerekli durumlarda teminatların tamamlanması konularında karşı tarafı yönlendirmektir. 2008 yılındaki finansal kriz akabinde yapılan regülasyon değişiklikleri ile birlikte tezgahüstü işlemlerdeki takas süreci önem kazanmıştır. 2017 yıl sonu itibariyle Dünya genelinde tezgahüstü işlemlerin brüt tutarı 11 trilyon USD olmakla birlikte piyasa değerinin 532 trilyon dolar seviyesinde olduğu uluslararası kaynaklarda izlenmektedir. Faiz oranına dayalı türev kontratların ise 427 trilyon USD piyasa değeri ile yaklaşık 80% paya sahip olduğunu hesaplamakla birlikte, bu kontratların da yaklaşık 29%’unun Euro bazlı olduğu izlenmektedir.

Londra Takas Merkezi ise 19 yüzyılda kurulmuş olup, günümüzde de Takas Merkezi faaliyetlerini yürütmektedir. Global bazda tezgahüstü kontratların yaklaşık 95%’inin burada takas işlemi gerçekleşmektedir. Bu kontratların da yaklaşık 29%’u Euro bazlı kontratlardan oluşmaktadır. Ayrıca, üye ülkelerin diğer para birimlerindeki faiz
kontratlarındaki oranı ise %14 seviyesindedir. Türev piyasalar Avrupa Birliği’nde Finansal Enstrümanlar Piyasası II
regülasyonu ve EMIR’e (European Market Infrastructure Regulation) bağlı olarak yürütülmektedir. Ayrıca, bu alandaki raporlamalar da ESMA’ya (The European Markets and Securities Authority) yapılmaktadır.

Bankaların Sermaye Piyasası İşlemlerine Etkisi

Brexit sonrasında Tek Pasaportun kaybedilmesi ile birlikte bankaların olumsuz olarak etkileneceği diğer bir alanda sermaye piyasası işlemleri olacaktır. Avrupa Finansal Piyasalar Birliği tarafından belirtilen verilerde Avrupa Birliği’ndeki 27 üye ülkenin İngiltere’de kayıtlı olarak gerçekleştirdiği türev işlem hacmi 2017 yılı için 1.1 trilyon
Euro seviyesindedir. Hisse senedi piyasasını analiz ettiğimizde ise, 2012-2017 yılları arasında toplamda 587 adet halka arzın LSE Grup’ta67 gerçekleştiği izlenmekle birlikte diğer ülkelerde ise bu sayı 105 olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, LSE Grup bünyesinde işlem gören hisse senedi adedi 430 olmakla birlikte, Euronext’te 160 ve Almanya
Borsasında ’da 50 olarak izlenmektedir.68

Hisse senedi piyasalarının likiditesinde de Londra’nın liderliği elinde bulundurduğunu görmekteyiz. Günlük işlem hacimlerine incelediğimizde ortalama günlük tutar 17 milyar USD olup, Euronext’te bu tutar 7.8 Milyar USD ve Deutsche Borsasın’da da 5.8 Milyar USD olarak 2017 yılında gerçekleşmiştir. Bu işlem tutarının da LSE’de yaklaşık 1/3’ünün yabancı şirketler kaynaklı olduğu ve bu işlemlerinde elektronik ortam yerine karşılıklı olarak gerçekleşmiştir. Bu işlemlerin müzakere yoluyla gerçekleşmesi ise yatırım bankacılığındaki karlılığı pozitif olarak etkilemiştir. Brexit’le birlikte bankaların halka arz ve günlük trade işlemlerinden elde ettikleri gelirlerde düşüş
beklenmektedir.

Yatırım bankacılığı alanındaki diğer bir gelir unsuru olan bono/tahvil ihraçlarının da Brexit sürecinden olumsuz etkilenmesi öngörülmektedir.

Burada da veriler net olmamakla birlikte, İngiltere’de ikamet edenlerin uluslararası borçlanma araçlarındaki risk tutarı 3.2 Milyar Trilyon’dur. Bununla beraber bu tutarın 2.6 Milyar USD’lık kısmının İngiltere vatandaşlarından geldiği izlenmektedir. Aradaki 600 Milyon USD fark ise İngiltere’de yerleşiklerin borçlanarak ailelerini/ diğer ülkelerdeki holding firmalarını finanse etmeleri kaynaklıdır. Brexit sonrasında üçüncü taraf konumuna geçmesi beklenen İngiltere’de yatırım bankacılığının gelirlerinde detorasyon yaratacağı beklentisi bulunmaktadır. 2017 yılında İngiltere Bankaları’nın ücret ve komisyon gelirlerinin 30 Milyar Sterlin’dir. Ek olarak bu tutarın da yaklaşık %27’lik kısmının yatırım bankacılığı, danışmanlığı ve ihraçlardan geldiği izlenmektedir. Bu verinin ne kadarının Avrupa Birliği kaynaklı olduğu tespit edilemememiştir. Ayrıca İngiltere Merkez Bankası’nın verilerine göre komisyon ve ücretlerin üçte birinin yerleşik olmayan kişiler kaynaklı olduğu belirtilmiştir.

Kaynak

Çiğdem Küçükbakırcı, Brexit Sektöründe AB Ve İngiltere Bankacılık Sektörünün Karşılaştırmalı Analizi

 

*Bu çalışmanın tüm hakları, Çiğdem Küçükbakırcı’ya aittir.

Etiketler

Furkan ABALI

Merhabalar öncelikle web sitemizde olduğunuz için teşekkür ederek biyografime başlamak istiyorum. yazılım eğitimi gören üniversitemden yüksek lisans ile mezun olup kendimi bilişim sektöründe geliştiren ve geliştirmeye devam ederken buldum. okulumu süleyman demirel üniversitesinde okudum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı