Gelişmekte Olan Piyasalar ve Borç Krizi

Türkiye özel sektörü, önümüzdeki bir yıl içinde 170 Milyar $ dış borç ödemesiyle yükümlü durumdadır. Merkez Bankası’nın şu anki rezervi ise 90 Milyar $ civarındadır. Bunun 30 Milyar $’lık kısmı altındır, ancak bunlar Türkiye’de depolandıkları için şu an dövize müdahale anlamında bir işlev görmemektedirler. Eğer bu altınlar Londra’da bulunuyor olsalardı, belki SWAP işlemlerinde kullanmak için bu altınlar işlev görebilirlerdi. Türkiye, Yılbaşı’ndan bu yana 5 Milyar $ sıcak parayı da kaybetmiş durumda.

30 yıllık meslek hayatımda, bir varlık bütününün bu kadar hızla eridiğini şahsen hiçbir zaman görmedim. IMF’nin son açıklamasına göre, piyasalardan toplam 90 Milyar $ para kaçmış durumda. Hazine çok borçluysa, sürekli dış borç ödemek durumundaysa, -ki Türkiye bu grupta- resesyon korkunç bir risk demektir. İşte sorunlarımız tam olarak burada başladı. İlk önce Çin dışında başka bir piyasaya zarar vermeyeceği düşünen bu hastalık, bugün en çok gelişmekte olan Avrupa ülkelerine zarar vermeye başladı. Uluslararası otoriteler, gelişmekte olan ülkelerde ortalama %1.5 küçülme bekliyorlar. Bu, 1981’den yana görülmemiş bir durumdur.

Goldman Sachs raporunda ABD’nin ikinci çeyrekte %37’lik daralmaya gideceğini söylüyor. Ancak ABD, kaynaklar ve imkanlar bakımından büyük bir geçmişe sahip ve kendini toparlama gücü tartışılmaz. Ama gelişmekte olan ülkelere bakarsak:

1-Covid-19 salgınıyla başa çıkacak sağlık imkanları zayıf.

2- Büyük ekonomi paketleri açıklayamıyorlar.

Dolayısıyla bu ülkeler, bu süreçte büyük sancılar çekiyorlar. Eskiden ekonomide gelişmiş ve gelişmekte olan ayrımı yerine, Kuzey ve Güney ülkeleri ayırılırdı. Kuzey gelişmiş, Güney ise gelişmekte olan durumundaydı. Bugün bu Güney ülkeleri en başta virüsten çok fazla etkilenmemiş olsalar da, bugün virüs oraya doğru kaymakta. Ve bu onlar için ciddi bir tehdit. Çünkü onların disiplin ve salgın yönetimi gibi bir özgeçmişleri yok.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Ajansı Raporu’na göre, gelişmekte olan ülkelerin dış finansman açığı 3 trilyon $ civarında. Çıktı açığı da aşağı yukarı bu seviyelerde. Bu rakamlar ortadayken, Moody’s Cuma günü Arjantin, Ekvador ve Zambiya’nın kredi notlarını en aşağı seviyeye indirdi. Her an temerrüde düşebilecekleri görünüyor.

Önde gelen çeşitli ekonomi otoritelerinin yaptığı basit hesaba göre, ülkelerin ekonomik krize dayanıklılıklarını ölçmemiz mümkün. Hesap şu şekilde: Eldeki dolar rezervi dış borca bölünür ve ortaya çıkan oran senin dayanıklılığını gösterir. Türkiye bu konuda en zayıf ülkeler arasında. Elbette ülkemizden daha berbat olanları da var. Bazılarından bahsetmemiz gerekirse: Güney Afrika Cumhuriyet, Bahreyn, Lübnan, Irak, Suriye ve daha pek çok Ortadoğu ile Afrika ülkesi.

Ülkelerin temerrüde düşme sıkıntısının yanı sıra, bizim şirketlerin temerrüde düşmesi gibi bir ek sıkıntımız daha var. Şu anda gelişmekte olan ülkeler dış borcunun %22’sinin faizi, eşdeğer vadedeki ABD tahvillerine göre %10 daha fazla. Bu bize şu mesajı veriyor. Yatırımcı açıkça şunu söylüyor: Ben bu ülkelerin veya şirketlerin, borçlarını ödeyebileceklerine inanmıyorum, dolayısıyla hisselerimi satıyorum.

Eğer bu ülkeler, yeniden dış borç alamazlarsa, mecburen temerrüde düşecekler.

Peki gerçekten de bu olur mu ? Evet, mevcut gidişata göre temerrüde düşecek ve borç bulamayacak olan ülkeler var. Ancak şu faktör önemli: Ülkelerin pek çoğu, belli bir yatırım ağı ve dost ülkeleri tarafından bir ekonomik koruma çemberine alınmış durumda. Bu ülkeler aralarında SWAP anlaşmaları yaparak ellerindeki Dolar rezervlerini birbirlerine veriyorlar.

Çin, yol ve kuşak projesine çok büyük yatırımlar yaptı ve o projeye dahil olan ülkelerin batmasına izin vermeyecektir. Aynı şekilde AB’de de şu an bir kızışma olmasına rağmen, birbirlerine kol kanat germe konusunda eksik kalmayacaklardır. Muhtemelen aday durumdaki Balkan ülkelerini dahi kollayacaklardır, çünkü Balkanlarda ortaya çıkacak bir istikrarsızlık, doğrudan Avrupa’yı vurur. Afrika konusunda ”borçtan vazgeçme” ihtimali göze çarpıyor. Dünya Bankası 160 Milyar $’lık bir paket açıkladı ve bunun büyük kısmı, Afrika’nın borçlarının affını kapsayacaktır. IMF ise 1 Trilyon $’lık  bir kredi paketi hazırladı ve şu an buna başvuran 83 ülke var.

Sonuç olarak, dünya çapında kredi piyasalarını kitleyecek bir kriz beklemiyoruz. Ancak bu süreç sonunda çok büyük bir süre, gelişmekte olan ülke piyasalarına sıcak para girişi olmaz. Bu da bizim açımızdan bir sıkıntı teşkil ediyor. Daha şu gün dahi 6,77’ye dayanan dolar, ilerisi için büyük risk oluşturuyor. Borç ödemeleri için ileride tehdit büyük.

Peki Türkiye hiçbir şekilde kredi bulamazsa, mesela S-400’leri devreye sokarsa ve Avrupa kanallarından hiçbir şekilde kredi bulamazsak. O zaman Türkiye’nin döviz varlığı büyük sıkıntıya girer mi ?

Hayır, en azından bu 6 ay gibi bir süreye kadar olmaz. Çünkü bizim yerli bankalarımızın yurtdışında biriktirmiş oldukları likid varlıklar var. Bunlar en son 25 Milyar $ civarına gelmişlerdi. Diğer bir ihtimal, özel sektörün borçları fazla olsa da likid varlıkları çok yüksek. Yani kısa vadeli birikimleri, kısa vadeli borçlarından fazla. O yüzden Türkiye nefes alabilmek için en azından 6 aylık bir süre bulabilir. Bu sürede de kredi bulmak için başka kanalları deneyebilir veya reforma girişebilir.

Bu önümüzdeki 3 ay zarfında, TL’nin güçlenmesi gerçekten zor. Salgının bitse dahi, ekonominin toparlanmasını beklemek zor. Çünkü toparlanma için gerekli olan dış kredi ve dış kaynaklar, Türkiye’ye bir müddet gelmeyecekler. Diğer bir faktör, Merkez Bankası’nın rezervini artırmaları gerekecek ve bunun için de önemli bir zaman gerekiyor.

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun süredir blog sitelerimde çeşitli alanlarda paylaşımlar yapmaktayım, ekonomi hususundaki bilgi birikimimi ve yeni haberleri sizlere en doğru şekilde iletmek üzere buradayım. Benimle iletişime geçmek için [email protected] adresinden mail yolu ile ulaşabilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı