Suriye’de Enerji Kaynakları Ve Türkiye

Jeopolitik konumu itibarıyla Suriye; Asya’yı, Türkiye ve Akdeniz yoluyla Avrupa’ya, Doğu Akdeniz yoluyla da Afrika’ya bağlayan hem bir Akdeniz hem de Ortadoğu ülkesidir. Nitekim bu kilit coğrafi konumu, onu geçmişte Asya ve Avrupa arasındaki ticaretin ana güzergahı olan İpek Yolu’na hakim ve Baharat Yolu’nu kontrol eden; günümüzde de Süveyş Kanalı’nı kontrol edip Basra Körfezi’ne alternatif oluşturan niteliğiyle Akdeniz’deki güç mücadelesinin odağına yerleştirmiştir. Bu bağlamda Ortadoğu’daki enerji politiği açısından önemli diğer merkezler olan Libya ve Yemen’le birlikte; küresel ve bölgesel güçlerin enerji politikalarında hayati bir role sahiptir.

Buna göre; Avrupa’nın enerji güvenliği açısından Libya; Babül Mendep güzergâhındaki deniz ticaret güzergâhının hâkimiyeti bakımından Yemen; Güney Pers, Basra, Katar ve kuzeyde Kerkük ile Musul petrol ve doğalgaz kaynaklarının Akdeniz’e enerji nakil hatları ile kolay ve kısa yoldan ulaştırılması bakımından da Suriye’nin taşıdığı stratejik önem, bu ülkelerde Arap Baharı sonrası yaşanan iç savaşın küresel güç mücadelesiyle iç içe geçtiği bir atmosferde, Arap Baharı’nın çok daha hızlı neticeye ulaştığı Fas, Tunus, Cezayir ve Mısır gibi ülkelerin aksine etkileri uzun süre ve kapsamlı boyutta devam eden bir çatışma ortamına sebebiyet vermiştir.

 

Suriye’nin Deyr ez Zor, Rakka ve Haseke gibi bölgelerdeki petrol ve doğalgaz rezervleri, dünya genelinin sadece %0.1’ine tekabül etmesi itibarıyla enerji jeopolitiği bakımından önem taşımazken; yukarıda bahsedilen jeopolitik konumu ile Irak ve Körfez’deki petrol-doğalgaz kaynaklarının Akdeniz’e ulaştırılmasında merkez bir hat olması bakımından öne çıkmaktadır. Bu bağlamda Suriye, PYD/PKK terör örgütünün kontrol ettiği doğudan batıya uzanan hatta oluşturulan bir Kürt koridoru üzerinden, Kuzey Irak petrolünün Akdeniz’e ulaştırılmasında bir köprü vazifesi görmektedir.

İlaveten; Suriye’nin Deyr ez Zor, Rakka ve Haseke’deki petrol ve doğalgaz kaynaklarının, ülkenin güneydoğusundaki Tenef üzerinden Ürdün, ve İsrail güzergahıyla Avrupa’ya pazarlanacağı petrol boru hattı konusunda ABD’nin PYD/PKK, Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’la anlaşma sağladığı; bunun yanında, İran’ın, Irak’ta kurduğu PKK-Haşdi Şabi işbirliğinin benzerini ABD’nin güçlü etkisi nedeniyle PYD ile kuramayıp Kürt koridoru üzerinden Akdeniz’e ulaşamayacağı için, alternatif güzergah olarak güneyden kuzeye doğru uzanan Suriye-Irak sınır hattını (İran-Irak-Suriye Koridoru) ele geçirmeye çalıştığı ifade edilmektedir.

İran doğalgazının Avrupa pazarına ulaştırılmasını engellemek için başlangıçta Esad rejiminin gitmesini benimseyen ABD, yerine gelecek ılımlı bir Sünni devletinin ABD’nin BOP haritasında öngörülen ve DAEŞ’in elindeki son topraklar olan Deyr ez Zor, Rakka ve Haseke üçgeninde kurulmasını planlanmış; fakat İran’ın Şii milisleriyle verdiği destekle Esad ordusunun bu bölgeleri geri almayı başarması sonrası, Suriye’deki petrol havzalarına kayan bir güç mücadelesi ortaya çıkmış ve tarafların savunduğu üç farklı güzergah olasılığı gündeme gelmiştir.

 Rusya-İran: Güney Pers, Musul ve Kerkük petrollerinin Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz limanına veya doğrudan Irak’ın güneyi ve Tenef Sınır Kapısı’nın kuzeyinden Tartus Limanı’na ulaştırılması

 ABD-Körfez Ortaklığı: Körfez ve özellikle Katar petrol ve doğalgazının Ürdün ve İsrail’e bağlanması ve Türkiye’nin Kürt koridoru planını engellemesi durumunda (alternatif olarak) Musul, Kerkük, Haseke, Rakka, Deyr ez Zor petrol ve doğalgaz kaynaklarının Tenef Sınır Kapısı üzerinden Ürdün hattına ulaştırılması

 Türkiye: “Katar-Türkiye” doğalgaz boru hattına Kuzey Irak petrollerinin de dahil edilerek, Avrupa enerji pazarında Türkiye’nin merkez ülke haline gelmesi

Arap Baharı

2011 yılındaki Arap Baharı sonrası ülkede adım adım artan çatışmalarla bir iç savaşa dönüşen Suriye’deki muhalif hareketin, ülkenin enerji ihracatı ve toplam ihracatına etkisi, 2012 yılı itibarıyla netlikle görülmeye başlamıştır. Buna göre; İç savaşın başlangıcından önce 2010 yılında 12,2 milyar USD ihracat hacmine sahip olan Suriye’nin ihraç ürünlerinin %47’sini oluşturan (%37 ham petrol %9,5 rafine ürünler) petrol ve petrol ürünlerinin payı 2011 yılında %58 dolayında seyrederken (toplam ihracat 7,13 milyar USD), 2012 yılında % 6,3’e (toplam ihracat 1,95 milyar USD’a) gerilemiştir.

Savaşın devam ettiği 2013 yılında 1,35 milyar USD, 2014’te 824 milyon USD, 2015’te 613 milyon USD, 2016’da 749 milyon USD ve 2017 yılında 622 milyon USD seviyesine gerileyen toplam ihracattaki petrol payı ise, 2014’teki %6,4 oranındaki ham petrol ihracatı hariç, yok veya yoka yakın seviyede görülmekte olup, savaş öncesinde merkezi yönetimin elindeki bu gelirin, savaş yılları boyunca ülkedeki petrol ve doğalgaz üretim sahaları ile önemli hidroelektrik santrallerin kontrolünü ele geçiren DAEŞ ve PKK/PYD gibi grupların eline geçtiği anlaşılmaktadır.

ABD-Türkiye arasındaki diplomatik ilişkiler başta olmak üzere; Türkiye’nin yakın dönem iç ve dış siyasetini yakından etkileyen Suriye İç Savaşı’nın, Ortadoğu petrollerinin sevki açısından önemini vurgulamak üzere aşağıdaki bölümde Dünya’daki Petrol Sevkiyatının görünümüne yer verilmiştir.

Kaynak

Nevra Tütüncü, Türkiye Ekonomisinde Petrolün Ekonomi Politiği

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun süredir blog sitelerimde çeşitli alanlarda paylaşımlar yapmaktayım, ekonomi hususundaki bilgi birikimimi ve yeni haberleri sizlere en doğru şekilde iletmek üzere buradayım. Benimle iletişime geçmek için [email protected] adresinden mail yolu ile ulaşabilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı