Türkiye’nin Yabancı Yatırım Konusundaki Avantajları ve Dezavantajları

Avantajları

Türkiye Cumhuriyeti’nin doğrudan yabancı yatırımlar konusunda yürürlüğe konulan hukuki düzenlemeler ve bu yatırımların ülkeye çekilmesinin teşviki için yapmış olduğu çalışmalar önceki bölümlerde incelenmişti. Bu anlamda mevzuatta yapılan en önemli gelişmelerden biri olarak 2003 yılında 4875 sayılı DYYK’nın yürürlüğe girmesiyle mülga 6224 sayılı YSTK’da yapılan değişikliklerden bahsedilmişti. Bu kapsamda yapılan önemli reformlar yabancı yatırımcıların korunmasına yönelik güvencelerin geliştirilmesi, yabancı yatırımın izin ve onay sürecinin kaldırılması ve yerine bildirim sisteminin getirilmesi, doğrudan yabancı yatırım projeleri için 50.000 USD’lik en az yatırım tutarının kaldırılması şeklinde özetlenebilir.

6224 sayılı YSTK zamanına göre liberal bir niteliğe sahip olmasına rağmen, uygulamadaki sorunlar nedeniyle bu kanundan istenilen verim alınamamıştır. Doğrudan yabancı yatırım mevzuatında yapılan değişikliklerin ardından Türkiye’ye yatırım girişi gözle görülür şekilde artmıştır. Bu durum hem hukuki düzenlemeler hem hükümet politikaları ve uygulamaları hem de adalet sistemi ve bürokratik sistemin işleyişi ile doğrudan bağlantılıdır. Türkiye’nin coğrafi konumu, AB pazarına yakınlığı, sahip olduğu genç nüfus, pazar büyüklüğü, işgücü piyasası, büyüyen ve gelişen ekonomisi, yatırımlara verilen teşvikler yabancı yatırımcılara büyük fırsatlar vaat etmektedir.

4875 sayılı DYYK ve kabul edilen diğer düzenlemelerle, yatırım ortamının iyileştirilmesi, bürokrasinin azaltılması, yatırımlara verilen teşvikler, milletlerarası uyuşmazlık çözüm yollarının açılması, adalet, altyapı, eğitim ve sağlık alanlarındaki iyileştirmeler, taraf olunan ikili yatırım anlaşmalarının artması, küresel piyasalardan kredi ve sermayenin Türkiye’ye girişi için güven ortamının sağlanması gibi adımlar neticesinde pek çok konuda ilerleme kaydedilmiştir. Yatırım izleme sistemi için temel oluşturabilecek idari tecrübe ve kapasite konularında da Türkiye önemli bir avantaja sahiptir. İdari kapasite anlamında Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi olmak üzere iki kurum, sistemin oluşumuna zemin hazırlayabilecektir. Ayrıca, mevzuatta mevcut olan bazı düzenlemelerde yatırım izleme sistemi benzeri yapılara rastlamak mümkündür.

Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu

Türkiye’de 2001 yılında Bakanlar Kurulu Prensip Kararı ile Türkiye’de Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Reformu Programı kabul edilmiştir. Bu programla özel sektör faaliyetlerinin güçlendirilmesi, yerli ve yabancı yatırımların artırılması hedeflenmiştir. YSTK’nın değiştirilmesi ve yeni bir yasa tasarısı hazırlanması ile Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) oluşturulmasına karar verilmiştir. 2012 yılında Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulunun Yapısı ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Karar ile YOİKK’nın yapısı ile çalışma usul ve esasları güncellenmiştir. 2016 yılında Yatırımların İzlenmesi ve Koordinasyonu ile Yatırım
Ortamının İyileştirilmesine İlişkin Bakanlar Kurulu Prensip Kararı vasıtasıyla Yatırım Ortamı İyileştirme Koordinasyon Kurulu yanında Yatırımların İzlenmesi ve Koordinasyonu Kurulu (YİKK) oluşturulmuştur.

Yatırımların İzlenmesi ve Koordinasyonu Kurulu’nun görevleri;

– Kamu yatırımlarının, ülkemizde gerçekleştirilecek stratejik önemi haiz yerli ve yabancı yatırımların ve kamu özel işbirliği ile özelleştirme modelleri çerçevesinde gerçekleştirilmekte olan yatırımların öngörülen süreler içinde
gerçekleştirilmesini teminen gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak,

– Yatırımların gerçekleştirilmesi safhasında Bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşları arasında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümüne yönelik gerekli uyumlaştırma ve koordinasyon faaliyetlerini yürütmek,

– Kurulun görev ve çalışma alanlarına ilişkin usul ve esasları belirlemek olarak düzenlenmiştir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişin ardından 818 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu Hakkında Karar yürürlüğe konulmuştur. Bu karar ile YOİKK kurulmuş ve YİKK kaldırılmıştır. YOİKK’nın görevleri ise;

– Yatırım ortamını iyileştirme çalışmalarına ilişkin görev ve sorumluluğu bulunan kamu ve özel sektör kurum ve kuruluşları arasında gerekli koordinasyonu sağlamak ve bununla ilgili gerekli tedbirleri ve kararları almak,

– Yatırım ortamını iyileştirme çalışmalarını yürütmekte olan teknik komitelerin iş programlarını belirlemek,

– YOİKK kararlarının uygulanmasını takip etmek,

– Yönlendirme Komitesinde üzerinde uzlaşı sağlanamayan hususları karara bağlamak şeklinde belirlenmiştir.

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi

Yabancı yatırımlar konusunda önemli bir diğer idari yapı olan Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin temelleri ise, 4875 sayılı DYYK’nın kabul edilmesinin ardından 2006 yılında Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı kurulmasıyla atılmıştır. Bu tarihten itibaren yabancı yatırım ve yabancı yatırımcılara yönelik faaliyetleri dolayısıyla elde edilen bir tecrübe birikimi söz konusudur. Böylece doğrudan yabancı yatırımlar konusunda, idari
kapasite anlamında, Türkiye önemli bir bilgi ve tecrübe birikimi edinmiştir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişle birlikte bu kurum yerine Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi kurulmuştur.

Yatırım Ofisi’nin görevleri; Türkiye’nin ekonomik kalkınmasında gereksinim duyulan yatırımların artırılması için yatırımcıların yatırım yapmasını teşvik etmeye yönelik çalışmalar yapmak, kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör kuruluşlarınca yürütülen uluslararası düzeydeki yatırım ortamı tanıtım faaliyetleri kapsamında ilgili yerler arasında koordinasyonu sağlamak, yatırımcıların yatırımın herhangi bir aşamasında karşılaşabilecekleri engel ve sorunları belirleyerek bu sorunların çözümü konusunda ilgili merciler nezdinde girişimde bulunmak, Türkiye’de yatırımların
artırılmasına katkı sağlayacak her türlü bilgi ve veriyi oluşturmak veya ilgili kurum ve kuruluşlardan toplamak, güncellemek ve dağıtmak, ulusal ve uluslararası kuruluşlarla bu konuda işbirliği yapmak, Yatırım ortamının iyileştirilmesine ilişkin reform sürecine katkı sağlamak, bu kapsamda öneriler geliştirmek olarak belirlenmiştir. Bu kurum yabancı yatırımcıların Türkiye’de yatırım yapmak istemeleri durumunda tek temas noktası işlevi görmekte ve yabancı yatırımcı için mühim hizmetleri sunmaktadır.

Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ve Günümüz

Dünya Bankası, devletlerin vazettikleri kanunların gözden geçirilip değerlendirilmesi için bazı noktalara işaret etmektedir. Bu kanun değerlendirme çerçevesi ile yapılmaktadır. Buna göre mevcut düzenlemelerin zayıf, makul veya güçlü/iyi uygulama olduğunu değerlendirmektedir. Türkiye’de yabancı yatırımı ilgilendiren kanunları ve DYYK’yı bu anlamda değerlendirmemizin Türkiye’nin avantajlarını ve dezavantajlarını ortaya çıkarmak için önemli olduğunu düşünmekteyiz. İlk değerlendirme, yabancı yatırımın girişine ilişkin dikkate alınacak hususlarla
ilgilidir. Burada değerlendiriciye beş soru sorulmaktadır. Sektörlere göre sıralama; uzun bir negatif liste veya aynı zamanda hem negatif hem pozitif listenin olması zayıf, milli güvenliğe ilişkin kısıtlamalar gibi sınırlı bir negatif liste olması makul, bütün sektörlerin yerli ve yabancı yatırımcılara açık olması ise güçlü uygulama olarak ifade edilmektedir. Türk kanunlarında sınırlı sektörlerde yabancıların girişinin yasak olduğunu önceki bölümlerde
ifade edilmiştir. Bu anlamda Türkiye’nin makul bir düzenlemeye sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Diğer husus, yabancıların şirketteki pay oranı üzerindeki yasaklama veya kısıtlama ölçütünün ne olduğudur.

Yabancı yatırımcıya izin verilmemesi zayıf, yabancı yatırımcıların yerli ortaklığa zorlanması ve belirli oranda yabancı yatırıma izin verilmesi makul, yabancı yatırımcının sınırlama olmadan varlığın tamamına sahip olabilmesi güçlü uygulamadır. Bu anlamda Türk mevzuatı, yabancı yatırımcının girişine kamu düzeni, kamu sağlığı, kamu güvenliği ve kamu yararı gerekçeleri ile çok sınırlı şekilde kısıtlama ve yasaklama getirmektedir. Sahiplik oranı ise sadece birkaç sektörde bulunmaktadır. Kanaatimizce bu açıdan makul bir uygulamaya sahip olduğunu söyleyebiliriz. Asgari yatırım şartında; bütün yatırımlar için asgari yatırım şartı aranması zayıf, asgari yatırım şartının sınırlı sektörlerde ve özel faaliyetlerde aranması makul, yabancı ve yerli yatırımcılar için şirketlerde aranan asgari sermaye dışında başka bir şart aranmaması güçlü uygulama olarak kabul edilmiştir. Türk kanunlarında yatırımın girişi için herhangi bir asgari yatırım şartı getirilmemektedir, bu anlamda güçlü bir uygulama mevcuttur.

Yatırımların izlenmesinde, izlemenin muğlak ve takdir yetkisi veren kriterlerle şart olduğu durumda zayıf; izlemenin yetkili devlet kurumunun, karar verme süresinin belirli olduğu, kararın gerekçeli olması gerektiği, yatırımcının temyiz imkânına sahip olduğu, açık ve objektif kriterlerle şart olması durumunda makul; izlemenin gerekmediği, yatırımın şirket kaydının gerçekleştirilmesiyle kendiliğinden olduğu, doğrudan yabancı yatırım söz konusu olduğunda istatistik ve gözetim amacıyla basit bir bildirim yapılması durumunda güçlü bir uygulamanın mevcut olduğu değerlendirilmektedir.

Türk hukukunda bildirim ve kayıt sistemi geçerli olduğu için güçlü bir uygulamadan söz edebiliriz. Çalışmada önerdiğimiz izleme sisteminin kabul edilmesi durumunda Dünya Bankası değerlendirme standartlarınca makul bir uygulama olarak değerlendirilecektir. Mevcut düzenlemelerle AB ve ABD yatırım izleme sisteminin, bu hususta makul uygulama yürüttüklerini göstermektedir. Son olarak, yabancı yatırım için ifa şartı öngörülmekteyse zayıf, herhangi bir ifa şartı yoksa güçlü bir uygulama söz konusudur. Türk hukukunda ifa şartı bulunmadığından için güçlü bir uygulama mevcuttur.

İkinci değerlendirme, yabancı yatırımcıların hakları, güvenceler ve yükümlülükler üzerinedir.

Burada adil ve hakkaniyete uygun muamele, milli muamele, en çok gözetilen ulus muamelesi standartları, kamulaştırmaya karşı verilen güvenceler, yabancı paraya çevirme ve ülkeden çıkarma imkânı, alternatif uyuşmazlık çözümü, personelin ülkeye girişine ilişkin düzenlemeler ele alınmaktadır. Türkiye’nin doğrudan yabancı yatırımlar bakımından en büyük avantajı milli hukuki düzenlemelerin olabildiğince uluslararası standartlara uygun, yabancı yatırımın lehine ve serbest bir şekilde düzenlenmiş olması ile diğer devletlerle yabancı yatırımın teşviki amacıyla akdettiği ikili anlaşmalar ve taraf olduğu uluslararası anlaşmaların sayıca çokluğudur.  Bunun yanında, Türkiye’nin gelişen ve hızlı bir şekilde büyüyen ekonomisi, eğitimli genç nüfusu, büyük bir pazara sahip olması, coğrafi konumu, AB ile Gümrük Birliği içerisinde olması, AB’ye aday ülke olması, görece olarak vergilerin düşük olması, enerji ve ulaşım altyapısı, sahip olduğu doğal kaynakları, yabancı yatırımı ülkeye çekme konusunda olumlu görüşte siyaset izlenmesi sahip olunan diğer avantajlar olarak sayılmaktadır.

Türkiye’de durum bu şekilde olmakla birlikte, küresel ortamda özellikle ticaret ve yatırım alanlarında yürürlükte bulunan uluslararası anlaşmaların sayısının artmasına rağmen bazı devletler arasında açık bir şekilde yükselen duvarlar göze çarpmaktadır.

Dezavantajları

Türkiye, yabancı yatırımcı için pek çok fırsat sunmakla birlikte, yatırım konusunda bazı dezavantajlara da sahiptir. Örnek vermek gerekirse, coğrafi konumunun avantajlarının yanı sıra, komşu ülkelerdeki istikrarsızlıklar nedeniyle olumsuzluklarla da karşı karşıya kalabilmektedir. 2000 yılında Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı sunumda Türkiye’nin dezavantajları olarak; siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, ülke içinde ve komşu ülkelerle gerginlikler, AB ile ilişkilerde belirsizlikler, yüksek enflasyon ve reel faiz oranları, özelleştirmede yaşanan gecikmeler, kayıtdışı ekonomi, sık değiştirilen mevzuat, dış tanıtımdaki yetersizlikler gösterilmiştir. 2019 yılında ABD İçişleri Bakanlığı’nın Türkiye’de yatırımlara ilişkin hazırladığı raporda, hukukun üstünlüğü ve güvenlik konusundaki kaygıların, şeffaflığın, yargı erkinin ve merkez bankasının bağımsızlığının azalmasının ve darbe girişimi sonrası sürecin yatırımları olumsuz etkileyebileceği belirtilmiştir.

Uygulamada karşılaşılan sorunlar konusunda bürokratik işlemlerin çokluğu, yargı sisteminin yavaşlığı, yüksek ve dengesiz bir şekilde uygulanan vergiler, kurumsal yönetimdeki zayıflıklar, yerel yönetimlerin öngörülemeyen kararları, hukuki ve idari düzenlemelerin sıklıkla değişmesi gösterilmiştir. 2000 yılında Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü’nün ve 2019 yılında ABD İçişleri Bakanlığı’nın Türkiye’nin doğrudan yabancı yatırım konusunda belirlediği dezavantajlar üzerinden bir karşılaştırma yapılacak olursa, bazı dezavantajlı konuların ortadan kalktığı, ancak halen pek çok sorunun aynı şekilde
devam ettiği görülmektedir.

İç gelişmeler ve uygulamalar dışında, küresel anlamda Türkiye’nin dezavantajına olan durumlarda söz konusudur.

Küresel ekonomideki yavaşlama, ticaret savaşları, finansal kırılganlıklar, petrol fiyatlarındaki oynaklık gibi riskler Türkiye ekonomisini de etkilemektedir. Doğrudan yabancı yatırımlar hususunda ise günümüzde devletlerin ticareti
ve yatırımları silah olarak kullandığının, teknoloji, veri ve stratejik fiziksel ve sanal varlıkların milli güvenlik için korunmasının öneminin daha da arttığının göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Mevcut durumda Türkiye’de yatırım izleme sistemi bulunmamaktadır. Yatırım izleme sisteminin yapısı yabancı yatırımcı açısından teşvik edici veya uzaklaştırıcı etki gösterebilmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin yabancı sermaye yatırımlarına olan ihtiyacını dikkate alarak, serbest piyasa ekonomisinin sürdürülmesi, milli güvenliğin ve özgürlüklerin korunmasına da faydalı olacak yapıda bir yatırım izleme sisteminin Türkiye’nin ve Türkiye’ye yatırım yapmayı düşünen yabancı sermayenin avantajına olacağını düşünmekteyiz. Türkiye’de yatırım izleme sistemi bulunmamasının oluşturduğu boşluk başta olmak üzere Dünya Bankası’nın İş Yapma Kolaylığı 2020 Raporu ve Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Rekabet Edebilirlik Raporu üzerinden Türkiye’nin yabancı yatırım konusundaki dezavantajları değerlendirilecektir.

DYYK ve Yatırım İzleme Sistemi

2003 yılındaki Dünya konjonktürüne uygun olan bir yapıda olan 4875 sayılı DYYK günümüz ihtiyaçlarının hepsine cevap verememektedir. Mevcut durumdaki bildirim sisteminin, yabancı yatırımın stratejik önemi haiz kaynak, şirket veya sektörlerde risk oluşturduğunun tespit edilmesi halinde, yabancı yatırımcı veya yatırıma uygulanacak bir yaptırım niteliğinin olmadığı gözden kaçırılmamalıdır. Yabancı yatırımın ülkeye girişinin milli mevzuata uygun olması gerektiği dikkate alındığında risk oluşturan yatırımların bu boşluk sebebiyle milli mevzuata aykırılığından bahsedilemeyecektir. Yatırım izleme kurumunun olmaması bir hukuk boşluğu oluşturmaktadır. Düzenleme olmadan risk taşıyan yabancı yatırımlara uygulanacak herhangi bir yaptırım veya engellemenin, uyuşmazlığın milletlerarası tahkime taşınması durumunda yabancı yatırımın ülkeye girişinin veya işletilmesinin engellenmesi olarak kabul edildiği kararlara değinilmişti.

Türkiye’nin kamu düzenine ve güvenliğine risk oluşturan bir yatırım veya yatırımcıya uygulanacak yaptırımın yabancı yatırıma hâkim olan standartlara aykırı olmasının ve doğrudan yabancı yatırımlara doğrudan veya dolaylı bir kamulaştırma anlamına gelecek müdahalede bulunulmasının Türkiye’nin tazminat sorumluluğuna yol açabileceği ve milletlerarası tahkimde kendisine açılabilecek davalarda olumsuz sonuçlar almasına neden olabileceğini unutmamak gerekir. Bu davaların kaybedilmesi, yatırım yapmayı planlayan yabancı yatırımcıların ülkemize çekilmesi için de dezavantaj olarak karşımıza çıkacaktır.

Dünyada yatırımlar alanında artmakta olan ekonomik ve siyasi riskler Türkiye için de söz konusudur.

Milli güvenlik ve ülkenin bekası için kritik öneme sahip varlıkların kötü niyetli yabancı yatırımlar kullanılarak ele geçirilmesi ve bu yolla ülkenin teknolojik ve ekonomik gelişiminin yavaşlatılması veya bu varlıkların yurtdışına çıkarılması gibi risklere karşı pek çok devlet yabancı yatırım hukukuna ilişkin mevzuatını güncellemektedir veya bu konuda yeni düzenlemeler yapmaktadır. Bu riskler ve uluslararası yatırım hukukundaki güncel gelişmeler dikkate alındığında, doğrudan yabancı yatırımların Türkiye’ye girişi konusunda güncellenmesi gereken en önemli noktanın, yatırımların milli güvenliğe ve stratejik öneme sahip alanlarda oluşturabileceği risklerin önlenmesi amacıyla yatırım izleme sisteminin ihdas edilmesi olduğunu düşünmekteyiz. Bu konuda milletlerarası yatırım standartları ve milletlerarası yatırıma ilişkin tahkim kararları da dikkate alınarak bir düzenleme yapılması gerektiği kanaatindeyiz.

Dünya Bankası İş Yapma Kolaylığı 2020 Raporu

Dünya Bankası İş Yapma Kolaylığı 2020 Raporu’na göre Türkiye’de şirket kuruluşu ve yapı ruhsatlarının alınması için geçen sürenin uzunluğu, dış ticarette ihracat sırasında harcanan sürenin ithalat sırasında geçen süreden daha fazla olması, sözleşmelerin icrası için mahkeme sürecinin kanun yoluna gidilmeden ortalama 623 gün sürmesi, ödeme aczinin çözümlenmesi konusunda tahsili gecikmiş alacakların tahsili için yaklaşık 5 yıl harcanması, tahsil oranının düşük olması gibi nedenlerle Türkiye’nin bürokratik ve yargısal prosedürler konusunda adım atması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Türkiye’deki bürokratik süreçlerin uzunluğu yatırım izleme sistemi oluşturulurken dikkate alınmalıdır. Çünkü yabancı yatırımcılar bakımından izleme prosedürünün hangi süreçlerden geçeceği ve ne kadar sürede tamamlanacağı, öngörülebilirlik ve şeffaflık açısından önem taşımaktadır. Bu nedenle izleme prosedürü için süre sınırı belirlenmesi faydalı olacaktır.

Dünya Ekonomik Forumu Küresel Rekabet Edebilirlik 2019 Raporu

Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Rekabet Edilebilirlik 2019 Raporu’na göre 61. sırada yer almaktadır. Türkiye son 5 yıl ortalama doğrudan yabancı yatırım girişi gayrisafi milli hasılaının %1.6’sı kadar olmuştur. Bu oran bazı gelişmekte olan ülkelerde Türkiye’nin seviyesinin üzerindedir. Türkiye raporda incelenen bazı konularda düşük puan almıştır. Bu konular büyük oranda Türkiye’nin yabancı yatırım konusunda dezavantajlarındandır. Raporda ele alınan konular 12 sütun altında incelenmiştir. Kurumlar sütununda güvenlik alanında (organize suçlar, intihar oranı, terör olayları, polise güven) 119. sırada, sosyal sermayede 99. sırada, kuvvetler ayrılığında (bütçenin şeffaflığı, yargı bağımsızlığı, hukuki çerçevenin verimliliği, basın özgürlüğü) 104. sıradadır. Ayrıca kamu sektörü performansında 46. sırada, şeffaflıkta 66. sırada, mülkiyet haklarında 55. sırada, şirket yönetiminde 42. sırada, hükümetin geleceğe yöneliminde (siyasi istikrarın sağlanması, değişime ayak uydurma, dijital iş modellerine uyum, uzun dönemli planlar, enerji verimliliği düzenlemeleri, yenilenebilir enerji düzenlemeleri, yürürlükte bulunan çevreye ilişkin milletlerarası anlaşmalar) 61. sırada yer almaktadır.

Bu veriler ışığında Türkiye’nin güvenlik, sosyal sermaye, kuvvetler ayrılığı ve şeffaflık konularında atacağı adımların yabancı yatırımların çekilmesinde ve rekabet konusunda Türkiye’yi üst sıralara taşıyabileceği görülmektedir.

Makro ekonomik istikrar konusunda Türkiye 129. sırada yer almaktadır. Türkiye’nin yüksek enflasyon nedeniyle 132. sırada bulunması ve borç dinamiklerinin önceki yıllara göre bozulması bu durumun nedeni olarak  gösterilmektedir. İş gücünün sahip olduğu beceriler üretim, büyüme ve yabancı yatırımın ülkeye çekilmesi açısından önem arzetmektedir. Türkiye mevcut iş gücünde 104. sırada, mevcut iş gücünün becerilerinde (işçi eğitiminin kapsamı, mesleki eğitimin kalitesi, mezunların becerileri, aktif nüfusun dijital becerileri, eğitimli işçi bulmanın kolaylığı) 113. sırada, gelecekteki iş gücünde (okul süresi beklentisi) 49. sırada, gelecektedi iş gücünün becerilerinde (eğitimde eleştirel düşünme, ilkokulda öğrenci başına düşen öğretmen oranı) 91. sırada bulunmaktadır. Bu verilerden Türkiye’nin mesleki eğitim ve öğretmenlerin öğrencilere gerekli becerileri kazanması için çalışma yapılması gerektiği
çıkarılabilmektedir.

Türkiye’nin düşük sıralarda olduğu diğer bir başlık ürün pazarıdır.

Türkiye bu sütunda 78. sırada yer almaktadır. İç rekabet (vergi ve teşviklerin rekabeti bozucu etkisi, piyasa hakimiyetinin kapsamı, hizmetler sektöründe rekabet) konusunda 67. sırada, ticaretin açıklığı (gümrük vergisi dışındaki engeller, gümrük vergileri, gümrük vergilerinin karmaşıklığı, gümrük izinlerinin verimliliği) konusunda 88. sıradadır. İş piyasası Türkiye’nin dezavantajlı olduğu konulardan biridir. Bu sütunda Türkiye 109. sırada yer almaktadır. İş piyasası esnekliğinde (işten çıkarma maliyeti, işe alma ve işten çıkarma uygulamaları, işçi işveren ilişkilerinde işbirliği, ücret belirleme esnekliği, aktif iş gücü politikaları, işçi hakları, yabancı işçilerin çalıştırılması kolaylığı, işçilerin iç hareketliliği) 99. sırada, meritokrasi ve teşvik (profesyonel yönetime güven, ücret ve üretim, kadın işçilerin maaşının erkek işçilerin maaşına oranı, işçilerden alınan vergi oranı) konusunda 112. sırada bulunmaktadır.

İş dinamizmi ve girişimcilik konusunda Türkiye 75. sırada yer almaktadır. İş dinamizminde, idari koşullar (iş kurma maliyeti, iş kurma için harcanan zamani temerrüde düşmüş alacağın tahsili oranı, icra iflas düzenlemeleri çerçevesi) konusunda 80. sırada, girişim kültüründe (girişim riski konusunda tavır, yetki devri konusunda isteklilik, yenilikçi
şirketlerin artması, şirketlerin yenilikçi fikirleri kabul etmesi) 71. sıradadır. Diğer ülkelere göre görece olarak Türkiye’nin dezavantajlı olduğu konular Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Rekabet Edilebilirlik 2019 Raporu’nda bu şekilde belirlenmiştir.

Kaynak

Mustafa Alper Ener, Doğrudan Yabancı Yatırımların Türkiye’ye Girişi

 

*Bu çalışmanın tüm hakları, Mustafa Alper Ener’e aittir.

Etiketler

Furkan ABALI

Merhabalar öncelikle web sitemizde olduğunuz için teşekkür ederek biyografime başlamak istiyorum. yazılım eğitimi gören üniversitemden yüksek lisans ile mezun olup kendimi bilişim sektöründe geliştiren ve geliştirmeye devam ederken buldum. okulumu süleyman demirel üniversitesinde okudum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı